Reklamlar

Tag Archives: yalan

NAR TANESİ KAFAYI YEMEDEN NASIL AYIKLANIR?

Tek tek, ellerinizle, sanki birinin ciğerini sökercesine, kanlar akarcasına, tek bir nar tanesi kalmayayıncaya kadar, çünkü günah, baş parmak ve işaret parmaklarınızı kullanarak yapacaksınız:PP

Hayatta var ya, minicik minicik şeylerle kesinlikle uğraşmam. Kolay bi yolu varsa ne ala;) Bu yüzden narın hep suyunu sıkarım. Sonra bir gün nar ayıklayıcısıyla tanıştım ve o andan itibaren hayatım falan değişmedi, ne değişecek, kolayıma gitti sadece, taneleri çıkartıp yiyorum şimdi ammaaaan ne yalan, yemiyorum da, dolapta duruyor ama denedim hakkaten süpper kolay, nar taneli pasta filan yapıyorsanız kesin alın deli misiniz tek tek çikarmaya uğraşacaksınız, üstünüz başınız boyanacak, nar çok pis boyar çıkmaz da biliyo musun? biliyo musun? e iyi o zaman, ne anlatıyorum iki saattir, insan hakettiğini yaşar, otur boyayı çıkartmaya uğraş sen, ben nar suyumu içerken…………………..


Nar Ayıklama Aletini sanata alet ettim ve onu bir çizgi film karakterine dönüştürdüm.

Bilin bakalım kim?:))

Diyorum size kullanmıyorum diye, oyun oynuyorum;)

Vadeeeevır diyor ve Nar Ayıklama Aleti Nasıl Kullanılır bölümüne geçiyorum:

1. Narı 2’ye kes.

2. Narın yarısını Nar Ayıklayıcı’nın delikli yüzeyine yüzüstü koy.                                  

3. 1 adet çorba kaşığı yardımıyla sırtına sırtına vur.

4. Taneler teker teker tabağa dökülecek ve içi bomboş kalacak.

5. Şaşır kal öyle. Bu kadar basit bir aletin bu kadar meşakkatli bi işi 2 saniyede nasıl yaptığına!

Yıllarını verenler oturup ağlasın hatta bence.

6. Pazarda 2 lira Migrosta 5. Ben Migros’tan aldım. Kazıklandım. Sonradan öğrendim. Bizim temizlikçi dalga geçer gibi söyledi, hatta senin verdiğin paraya ben 2 tane aldım falan dedi. Ben de içimden bişeyler söyledim tabii kendisine. Sinir oldum.

7. Bu kadar.

Hayatta Her Şey Kolay Gelsin!

Reklamlar

Can Sıkıntısından Satılık EV

Eskiden ne güzeldi, monoTON hayatlarımız vardı…Acayip mono ve ton’duk…Kelimesinde bile tek ses var: O…Canımız çok sıkılırdı…Hem de ne güzel sıkılırdı! Valla çok güzel sıkılırdı…Büyüklerden sürekli duyardık, uzata uzata söylenirdi, “Sıkı can iyidiiir”..Bizim ufaklıklara söylesem, bu zamanda canı sıkılan mı kaldı, derler…

Biz de napardık? Mecburen muhabbet ederdik, konuşurduk, bildiğin birbirimizin yüzüne bakar ve konuşurduk, evet Türkçe…Başka yapacak bişey yoktu ki, birbirimize bakıp konuşmaktan başka…Çünkü bakacak bişey yoktu…Çok iyiydi ya…Çok eğlenirdik…

Telefon mülkün temeli ve ortak malıydı…Bi de paraleli vardı, annemiz babamız açacak diye kalbimiz küt küt atardı…Cep telefonu yoktu…Check-in yoktu…Brooke Shields (1980’lerden Amerikalı bi aktris) tam şu anda ne yapıyor acaba diye düşünür, fikirler ortaya atardık…Keşke bilebilsek derdik…Meğer evrene göndermişiz dilekleri, 20 yıl sonra gerçek oldu! Twitter’da Ashton Kutcher, Rihanna, Lady Gaga arkadaşım oldu; ne zaman yattı kimle kalktı, Ebru Şallı kahvaltıda 2 yumurtayı otla nasıl çırptı, şimdi hepsinden haberim var…

Velhasıl, bundan 20 yıl önce, can sıkıntısı yalanı ve yaratıcılığı körükledi…Çok yalan söyledik, çoook…Yaşamak için paraya değil, yalana ihtiyaç vardı…Kısa metrajlı senaryolar yazar, çeker ve oynardık…Annemize arkadaşımızda kalacağımızı söyler, akşam sinemaya gider, annemiz arkadaşımızın evini aradığında kızkardeşi annesiymiş gibi rol yapar ve annemle konuşur da konuşurdu: Çocukları bakkala ekmek almaya göndermiş de…Ama bakkalda ekmek bitmiş de…Bu bakkal da hep az ekmek getiriyormuş da…Mahallede oturan 200 kişiyse, bakkalın getirdiği 100’müş de…İki sokak arkadaki fırına göndermiş, fırıncının telefonu yokmuşmuş ama tanıdıkmışmış…O Giresunlu, fırıncı da Samsunlu’ymuş…Hatta halasının büyük teyzesinin kaynıyla az kalsın akrabamıymış…mış da mış…Annem düşüp bayılmış…Yer mi? Yemiyordu tabi ama o da kendi ‘yemiş’ rolünü oynuyordu…Yapacak bişey yoktu…Eve dönüşümü beklemekten başka…

Eğlencenin yeni adı AlışVerişMerkezi’nin eski adı ‘Pasaj’dı…Öyle Starbucks gibi her köşeyi dönünce karşına çıkmazdı…Oldukça kasvetli ve sıkıcıydı…Öyle içerde saatlerin geçsin, pasajda buluşulsun istemezdin, işini halledip evine geri dönerdin…

Bi tişörtten yüzlerce model yoktu, dolayısıyla gardrobun küçüğü makbuldü…Her kış aynı paltoyu, aynı çizmeyi giyer, her yaz aynı mayoyla yüzerdik…Mayoyu lastiği eriyip oramız buramız görününce yenilerdik…Bi kot almak için okulda yemez içmez, harçlığımızı biriktirirdik…

Yıllarca aynı adreste otururduk…Bakkalın, kapıcının yaşlandığına, siyah bıyıklarının kırlaştığına şahit olurduk..Aidiyet duygusunu fazlasıyla yaşardık…Yazları yazlıkçılar olarak aynı yere gider, aynı çocuklarla eğlenirdik…Bilirdik, seneye yaza yine beraberdik…

Şimdi sürekli yer değiştirip durdukça, ne bakkal bizim, ne mahalle…Yalan söylemeye bile gerek kalmadı çünkü aradığın herşey cepte! Yer değiştirmesen de kiracı gibi oturuyosun evinde; bir tek çivi bile çakmadan, eşyalar koliden çıkmadan, bavulun kapının yanında, gözün satılıklarda…2 odalı evde neredeyse 10 kişi yaşarken mutlu mutlu, 4 kişi, 4 odalı eve sığamaz olduk…Yani eskiden  AZ’la mutlu, TEK’le sonsuzduk…Sıkıntıdan yaratıp, meraktan icat ediyorduk!

Şimdi, evde oğlumu arıyorum, bulamıyorum…Sesleniyorum, cevap alamıyorum…Kimse birbirinin yüzüne bakmıyor artık…Sıkıntıdan Patlıyorum!