Reklamlar

Tag Archives: inanç

GÖBEK BAĞI

Bak baka1lım, göbek bağın hala buzlukta mı duruyor? Yoksa annen kuruyup düşünce çöpe mi atmış? İşte o yüzden evde kaldın, istediğin okula gidemedin, geleceğini tümden heba ettin! İster inan, ister inanma ama gelecek ile bağımızı,  göbek bağımız belirler:)

Güney, Perran Hanım’ın bir tanecik oğluydu. Yirmi iki yaşında, uzun boylu, esmer bir delikanlıydı. Siyah dalgalı saçları ve bal rengi gözleri ile babası Tarhan Bey’in tıpatıp aynısıydı.

Perran Hanım oğlunun bir dediğini iki etmez, o konuşurken gözlerinin ta içine bakardı. Dikkatle dinlediğinden değil de, o el kadar şeyin nasıl bu kadar büyüdüğüne inanamadığından. Bir çocuk daha mı, Güney’in üstüne asla, derdi. Oğluna çok hayrandı. Biraz da geç doğurduğundan ikinciyi hiçbir zaman istemedi.

Bir tanecik oğlu yanından ayrılmasın diye ilk kakalı bezini evin çatısına atmış, düşen göbeği ile sünnette kesilen pipisinin ucunu ise yıllarca buzlukta saklamıştı. Güney kazara görüp sorduğunda, “Sünnetli olduğunun ispatı, ileride karına vereceğim,” dedi Perran Hanım gülerek. Güney de utanıp odasına kaçtı.

Güney beş yaşına geldiğinde, göbekle pipinin başına bir şey gelmesinden korkan Perran Hanım sonunda kararını verdi. Güney’i elinden tutup eve en yakın okula, İstanbul Üniversitesi’ne götürdü.

Beyazıt’taki ana kapının önüne geldiklerinde Güney koca kapıyı görünce adeta küçük dilini yuttu. Güvenlik Ali, şaşkın şaşkın bakınan ana oğlu görünce kulübesinden çıktı, yanlarına gitti. “Kime geldiniz teyze?” diye sorunca Perran Hanım kekeledi, ne yalan söyleyeceğini bilemedi. Öğrenci olmadığı belliydi, iş görüşmesine geldim dese, soruların ardı arkası kesilmeyecekti; yalan söylemekte de hiç marifetli değildi, hemen kızarır, belli ederdi. Neyse ki güvenlikteki Ali tecrübeliydi, imdadına yetişti:

“Teyze çocuğun göbeğini mi atacan üniversiteye?” dedi.

Perran Hanım güldü, rahatladı. Kafasını aşağı yukarı salladı. Güney annesinin kafasıyla onay verdiğini görünce korkup göbeğini iki eliyle kapatarak:

“Neee? Göbeğimi mi atacan?” diye bağırdı. İçeri girmemek için ayak diredi ama Perran Hanım, Güney’i elini sıkarak susturdu.

“Hangi bölüm?” diye sordu Ali.

Perran Hanım, üniversitede hangi bölümler var az çok bilirdi ama Güney hangisine gitsin, o tarafını hiç düşünmemişti. Ali yine imdadına yetişti:

“O kadar çok bölüm var ki teyze! İktisat var, veterinerlik var, gazetecilik var, hukuk var…” diye sayarken Perran Hanım:

“Hah” dedi “Hukuk olsun. Kaç yıl?”

” Dört,”

“Dört yıldan sonra?”

“Evlenir nasipse,” deyip gülmeye başladı Ali kendi esprisine. “Staj yapacak avukat yanında teyze, sonra bir büro açar kendine.”

“İyi,” dedi Perran Hanım “Kamil Amca’nın yanında yaparsın işte.”

“Kamil amca?” dedi Ali.

“Amcamız olur. Avukat. Şişli’de yeri.”

“E iyiymiş” dedi Ali, “Buradan bir vesaitle gider.”

Güney ağzı açık, şaşkın şaşkın dinliyordu konuşulanları. Perran Hanım öğle yemeğine kocasının eve geleceğini hatırlayıp,

“Çocuğum girebilir miyiz içeri artık? Hukuk Fakültesinin yeri nerede? Göster bakayım,” dedi.

Ali parmağıyla binanın yerini işaret etti, sonra da arkalarından gülerek bağırdı:

“İyi yere göbek atıyon yeğenim!”

Ağaçlıklı yolda dümdüz ilerlediler. Güney küçücüktü, ağaçlar çok büyük. Korktu. İleride bütün ihtişamıyla rektörlük binası vardı. Durdular. Ana oğul uzunca bir süre masallardaki saraylara benzeyen oymalı, kakmalı, gri renkteki taş binaya baktılar. Ama Güney bu sefer korkmadı. Tam tersi ağzı hayranlıkla açıldı. Binanın büyüklüğü ve ihtişamı onu çok etkiledi. Oldum olası cadıların, perili köşklerin, şatoların ve kralların olduğu masallara bayılırdı. Bu bina hayallerinin gerçek olduğunun kanıtıydı sanki. “Belli ki,” dedi içinden “burada bir kral yaşıyor.”

Perran Hanım bir bankın üstüne oturdu, Güney’i de yanına oturttu. Güney’in ayakları yere değmiyordu. Gelen geçen öğrencileri seyrettiler bir süre. Perran Hanım çantasından bir torba çıkardı, torbanın içinden de beyaz bir mendil. Mendili açtı. İçinde muska şeklinde sarılmış bir kağıt parçası vardı. Kağıt parçasını dikkatle açtı. İçinden kuruyup sertleşmiş ve yok olmak üzere olan bir et parçası çıkardı. Güney görünce kusacak gibi oldu:

“Anne bu ne? ” diye bağırdı yüzünü buruşturarak.

Perran Hanım, “Şşşt. Bağırma bakiyim. Göbeğin bu işte. Doktor alın bunu, ileride Güney ne olmak istiyorsa o üniversitenin bahçesine atın, dedi,”

“Ukuk ne?”

“Hukuk, polisin yakaladığı suçluları hapse atmasınlar diye hakime dil döken adamları yetiştiren yer işte,”

“Neee? Bi de dilim mi dökülecek?”

“Oğlum öyle değil. Şimdi nasıl çenen durmuyorsa, o zaman da susmayacan, konuşacan da konuşacan hakim beye, suçluları hapse atmasınlar diye,”

“Hapse atsınlar suçluları banene! Hem ben bulaşıkçı olmak istiyorum, kaç kere söylicem. Beni bulaşıkçı okuluna götür, pipimi de oraya atalım bari,”

“Bulaşıkçı olacakmış, Allah yazdıysa bozsun, daha neler?”

Perran Hanım arkalarındaki asırlık ağacın dibine şöyle bir baktı. Çantadan bir torba daha çıkardı. Torbanın içinde metal bir kaşık vardı. Güney’e baktı ve birden herkesin duyabileceği şekilde bağırdı:

“Aaaa çocuğum çişin mi geldi?”

Çabucak Güney’in pantolonunu indirdi. Pipisini ağaca doğru çevirdi. Güney’e kıpırdamadan öylece durmasını söyledi. Perran Hanım hemen yere çömelip kaşıkla toprağı deşmeye başladı. Çocuk bu, rahat durur mu? Güney zıplamaya ve söylenmeye başladı:

“Anne bakma pipime ya, utanıyorum,”

“Oğlum bakmıyorum,”

“Anne üşüdüüm,”

“Sakın işeyim deme kafama, az kaldı işim bitiyor.”

“Bulaşıkçı olucam beeen!”

“Tövbe tövbee,”

Perran Hanım derince bir çukur açtı. Çukurun içine Güney’in göbeğiyle pipisini attı, toprağı üstüne kapattı. Tam ayağa kalkarken Güney dayanamayıp toprağın üstüne işedi. Azıcık da annesinin eline geldi.

Güney, bu olayı hayal meyal hatırlar ama İstanbul Üniversitesi’nde hukuk okumasının sebebi kendi arzusu mu yoksa orada gömülü göbeğimi, hiçbir zaman bilemedi. Ama Perran Hanım adı gibi emindi.

Reklamlar