Reklamlar

Tag Archives: ev

Arif Sağ, Fatma Selamet

images2 sene evvel iş yerimi boyatacaktım. Görüşmeye altında kot pantolon, üstünde bisiklet yaka bir kazak ve dik yakalı, spor şık ekoseli bir ceketle geldi Arif. Ceketinin cebinden de kitap gözüküyordu. “Hayırdır Arif dedim, kitap ne iş?” “Okuyorum otobüste gelirken,” dedi. Çalışanların gözleri yuvalarından çıktı! “Nasıl bir boyacı bu?” dediler. “Anlatayım,” dedim:

10 yıldır tanırım Arif’i. 3-4 yılda bir evimizi boyar. Ondan başkasına boyatmam evimi. Karslı, benim dede tarafından. Hemşehrisi oluyorum ya, o yüzden pek sever beni. Kars’a her gidiş gelişinde tekerlek Kars kaşarı ve bal getirir bize. Nakliye, boya badana, tamirat, ne iş olsa yapar. Ekmeğini taştan çıkartanlardan.

Çok takdir ederim kendisini etmesine ama tek kötü huyu çok konuşur, çok amaaan eve bok ata ata boyar; Bu renk duvar boyası istenir miymiş? Yok böyle mutfak mı kalmış kimsenin evinde? Utanmıyor muymuşum? Ne çok CD’im varmış? CD’ye bu kadar para harcayacağıma bi mutfak yaptırırmışım…(Bizim temizlikçi Fatma da arka çıkar arkadaşa, benim bile böyle mutfağım yok valla abla!) Adam boş konuşsa için yanmayacak, doğru da söyler. Aynayı bi tutar yüzüne, hatta gözüne gözüne, insanlığından utanırsın. Arif’ten sonra bir daha CD almadım mesela. Unkapanı esnafı ayağına kapansa “Abla Allah aşkına piyasanın durumu çok kötü” diye, beter ol dersin, acımazsın. Ciğerine işler söyledikleri.

2 gün mü dedi, 2 günde teslim eder evi, hem de pırıl pırıl. Çok da uyguna boyar. Çok affedersin seneler evvel, bizim 150 m2 eve, 3.000 TL fiyat biçtikleri vakit, Arif 1000 TL’ye boyamıştı. Duysalar bütün civar boyacılar toplanıp Madagaskar’a kadar koşarlar arkasından Arif’in, sürümden kazanmak ne demek, sürgün ederler.

Boya süresince evi çay ocağına çevirir. Bolca hikaye anlatır. Bu arada mutfakta temizlik yapan Fatma, işi gücü bırakıp bunun hikayelerini dinler elindeki süpürge sapına dayanarak. Bi gün “Sen nerelisin?” diye sordu Arif, “Sivaslı’yım,” dedi Fatma. “Sivaslı’ları sevmem,” dedi Arif. “Ama Sivas’ın iklimi sert, erkekleri mert olur” diye laf atıp kıkırdamaz mı bizim Fatma. Haydaaa, boya kafa yaptı herkeste! “Yürü git temizliğini yap, kıracam şimdi süpürgenin sapını sırtında!!!” dedim.

Ya işte bizim boyacımız böyle, ya sizinki? 🙂

 

Reklamlar

Ev Alma, Komşu Al

 kötü komşuBizim apartman şenlikli mi şenlikli, kültür mozaiği, çeşnisi bol bir apartman…Herkeslere nasip olmaz böylesi…Gazeteyi aç, 3. sayfaya bak; işte o haberdeki elleri kelepçeli adamı, yaka paça çıkardıkları pembe bina, bizimkisi…Televizyonda haberleri aç, bahsettiği uyuşturucu baronu bizim üst komşu…1 ay önce ellerimle verdim bi fincan toz şekeri, ben çayına katacak zannettimdi… Kadın pazarlayanlar mı istersin, kumar oynatanlar mı? Ne ararsan var. Bizim apartmandan sürekli operasyonla adam alıyorlar!

Örneğin, yıllar evvel, bir gece işten eve dönüyorum, bir adam peşime takıldı. Evime kadar arabayla takip etti. Zor attım kendimi eve. Ertesi gün güvenliği fırçaladım:

“Neredesiniz? Bi adam takıldı peşime. Kimse yoktu etrafta” diye.

Güvenlik dedi ki:

“Abla adam sakallı mıydı?”

“Evet”,

“Mercedes miydi arabası?”,

“Evet”,

“Siyah mıydı rengi?”,

“Evet”,

“Takım elbiseli miydi?”,

“Evet”,

“Abla o şey ya…”,

“Ney? Tanıdık mı?”,

“Yok. Pe….nk”,

“Neee?”,

“Evet. Şurda çapraz dairede kadın pazarlıyordu. Şikayet edildi, çıkartıldı ama demek yine dolaşıyor buralarda.”

Allaam sen aklımı koru yarabbim. Beni yakalasa o kızların yanına kapatacak ve beni de pazarlayacaktı öyle mi? Allaam görüyor musun, kocam mışıl mışıl uyurken ben pazarlığa tabi tutulmamak için savaş vermişim meğer!

Başka bir akşam deprem oldu, uyuyakaldığım koltuktan fırlayıp salona koştum. Kocama “deprem oldu, farkettin mi?” dedim. Pişmiş kelle gibi sırıtıp, “Asıl deprem burda kızım” dedi heyecanla. Meğer çapraz daireye yüzleri kar maskeli, üstleri kamuflajlı, ellerinde ucu yerlere kadar silahları olan özel timden polisler baskın yapmış. Eşim de balık kızartıyormuş. Ellerinde eldiven ve maşayla açmış kapıyı, bu sesler ne diye bakayım demiş. Şöyle bi kafayı uzatmasıyla maskeli özel tim dönüp bi bakmış, bizimki neredeyse altına ediyormuş. Kafasıyla içeri gir işareti yapmış polis, bizimki güya “emrin olur abi, kolay gelsin, destekliyoruz, bir şey lazım olursa çekinmeyin çalın kapıyı” der gibi içeri kaçmış. Bütün apartmanı kuşatmışlar. Polisin uzun zamandır aradığı ve bizim sarışın komşunun evinde yakalanan adam, yalı hırsızı azılı bir katilmiş!!! Kadın da bunun sevgilisiymiş. Kadını takip ederek adama ulaşmışlar. Ertesi gün baktığımızda, kadının daire kapısında kocaman bir delik vardı. İçerisi talan edilmiş, tabiri caiz ise taş taş üstünde bırakmamışlardı.

Kısacası, toplu toplu konutlarda yaşadığında böyle oluyor işte. Durumu kanıksıyorsun bir zaman sonra. Hırsızıyla, katiliyle, uyuşturucu baronuyla mutlu mesut, birlik ve beraberlik içerisinde yaşıyorsun. Kimi zaman kapısını çalıp,”yönetici artık şu kaloriferleri yaksın, biz donuyoruz, ya siz,” diye imza topluyorsun. Ha bu arada işin komiği, güvenlik şirketlerine de tonlarca para veriyorsun bizi korusun diye.


Can Sıkıntısından Satılık EV

Eskiden ne güzeldi, monoTON hayatlarımız vardı…Acayip mono ve ton’duk…Kelimesinde bile tek ses var: O…Canımız çok sıkılırdı…Hem de ne güzel sıkılırdı! Valla çok güzel sıkılırdı…Büyüklerden sürekli duyardık, uzata uzata söylenirdi, “Sıkı can iyidiiir”..Bizim ufaklıklara söylesem, bu zamanda canı sıkılan mı kaldı, derler…

Biz de napardık? Mecburen muhabbet ederdik, konuşurduk, bildiğin birbirimizin yüzüne bakar ve konuşurduk, evet Türkçe…Başka yapacak bişey yoktu ki, birbirimize bakıp konuşmaktan başka…Çünkü bakacak bişey yoktu…Çok iyiydi ya…Çok eğlenirdik…

Telefon mülkün temeli ve ortak malıydı…Bi de paraleli vardı, annemiz babamız açacak diye kalbimiz küt küt atardı…Cep telefonu yoktu…Check-in yoktu…Brooke Shields (1980’lerden Amerikalı bi aktris) tam şu anda ne yapıyor acaba diye düşünür, fikirler ortaya atardık…Keşke bilebilsek derdik…Meğer evrene göndermişiz dilekleri, 20 yıl sonra gerçek oldu! Twitter’da Ashton Kutcher, Rihanna, Lady Gaga arkadaşım oldu; ne zaman yattı kimle kalktı, Ebru Şallı kahvaltıda 2 yumurtayı otla nasıl çırptı, şimdi hepsinden haberim var…

Velhasıl, bundan 20 yıl önce, can sıkıntısı yalanı ve yaratıcılığı körükledi…Çok yalan söyledik, çoook…Yaşamak için paraya değil, yalana ihtiyaç vardı…Kısa metrajlı senaryolar yazar, çeker ve oynardık…Annemize arkadaşımızda kalacağımızı söyler, akşam sinemaya gider, annemiz arkadaşımızın evini aradığında kızkardeşi annesiymiş gibi rol yapar ve annemle konuşur da konuşurdu: Çocukları bakkala ekmek almaya göndermiş de…Ama bakkalda ekmek bitmiş de…Bu bakkal da hep az ekmek getiriyormuş da…Mahallede oturan 200 kişiyse, bakkalın getirdiği 100’müş de…İki sokak arkadaki fırına göndermiş, fırıncının telefonu yokmuşmuş ama tanıdıkmışmış…O Giresunlu, fırıncı da Samsunlu’ymuş…Hatta halasının büyük teyzesinin kaynıyla az kalsın akrabamıymış…mış da mış…Annem düşüp bayılmış…Yer mi? Yemiyordu tabi ama o da kendi ‘yemiş’ rolünü oynuyordu…Yapacak bişey yoktu…Eve dönüşümü beklemekten başka…

Eğlencenin yeni adı AlışVerişMerkezi’nin eski adı ‘Pasaj’dı…Öyle Starbucks gibi her köşeyi dönünce karşına çıkmazdı…Oldukça kasvetli ve sıkıcıydı…Öyle içerde saatlerin geçsin, pasajda buluşulsun istemezdin, işini halledip evine geri dönerdin…

Bi tişörtten yüzlerce model yoktu, dolayısıyla gardrobun küçüğü makbuldü…Her kış aynı paltoyu, aynı çizmeyi giyer, her yaz aynı mayoyla yüzerdik…Mayoyu lastiği eriyip oramız buramız görününce yenilerdik…Bi kot almak için okulda yemez içmez, harçlığımızı biriktirirdik…

Yıllarca aynı adreste otururduk…Bakkalın, kapıcının yaşlandığına, siyah bıyıklarının kırlaştığına şahit olurduk..Aidiyet duygusunu fazlasıyla yaşardık…Yazları yazlıkçılar olarak aynı yere gider, aynı çocuklarla eğlenirdik…Bilirdik, seneye yaza yine beraberdik…

Şimdi sürekli yer değiştirip durdukça, ne bakkal bizim, ne mahalle…Yalan söylemeye bile gerek kalmadı çünkü aradığın herşey cepte! Yer değiştirmesen de kiracı gibi oturuyosun evinde; bir tek çivi bile çakmadan, eşyalar koliden çıkmadan, bavulun kapının yanında, gözün satılıklarda…2 odalı evde neredeyse 10 kişi yaşarken mutlu mutlu, 4 kişi, 4 odalı eve sığamaz olduk…Yani eskiden  AZ’la mutlu, TEK’le sonsuzduk…Sıkıntıdan yaratıp, meraktan icat ediyorduk!

Şimdi, evde oğlumu arıyorum, bulamıyorum…Sesleniyorum, cevap alamıyorum…Kimse birbirinin yüzüne bakmıyor artık…Sıkıntıdan Patlıyorum!