Reklamlar

Monthly Archives: Aralık 2011

Neden Check-In, Sevgili Kardashiam? Farz mı?

– Facebook’ta check-in yapmak yani nerede oldugunu cümle aleme bildirmek accayip bir görgüsüzlük, itiraf ediyorum: Ben bir görgüsüzüm!

Next…Sonraki…

– Allah beni bugüne kadar etrafıma check’tirdiklerim için kahretsin! Mecbur musun sen beni check’meye? Değildin ama check’tin! Sen var ya, dünya ahiret bacımsın! Benimle evlenir misin?

Next…Sonraki…

– Kız yıllar sonra geldi karşıma oturdu…Konuşacak çok şey var ama benim aklımda bir tek şey: Check-in yapmam lazım, üstelik onu da etiketlemem lazım, çok popülerdi lisedeyken biliyo musun, havam olur! Allah yukarıdaki arkadaş gibi beni de kahretsin, ne loser’ım lan… Lisedeyken de böyleydim ben, biliyo musun?

Next…Sonraki…

–  Boğazımdan geçip mideme gitmekte olanı bilmek zorunda mısın? Belki açlıktan geberiyosun! Hayvanım ben ya! Şimdi sen sorunca farkettim, hayvanım!

Next…

– Belki o kadının kocası biraz öküzce ya, benimki gibi dolaştırmıyo karısını! Benim elmas yüzük kesin onun yüzünden çatladı!

Next…Sonraki…

– Bu konferans çok önemliydi…Avrupa’dan konuşmacılar geldi.

– Yani?

– Yani, ha CV’me yazmışım ha check-in yapmışım? Fark ne? Farkedemedim ben!

Next…Sonraki…

– Alçı neden?

– Çok gezdim, milletin gözü kaldı eğlenmemde! Barın merdivenlerinden hoooop düşüverdim. Kolum kırık,  gözümün üstünde arpacık, g..ümün üstünde çıban çıktı! Ama yıkılmadım, ayaktayım! Check-in’e devam!

Next…Sonraki…

– İyi ki check-in yapmışım, kan kardeşimi buldum be yıllar sonra! Check-in’e devam!

Next…Sonraki…

– Benim ki çok masumane.

– Derken?

– Yakınlarda bi tanıdık vardır, kahve içeriz filan…

Next…Sonraki…

– Amcacıaam, check-in diyorum, neden diyorum bu yaşta?

– Ya ölür kalırsam bankta otururken…

– ?! Hm mantıklı.

Next…Sonraki…

– Çekin benim her şeyim…

– Çetin değil, Check-in.

– Evet evet, Çekin. Kocam bilmez, Çekin bilir benim her şeyimi, kardeşim gibi…

Next…Sonraki…

– Check-in, bir nevi yazılı BBG Evi…Farkımız tepemizde kamerayla dolaşmamamız…Neyimi, neremi, ne kadar  açmak istersem o kadar açıyorum özelimi, sıcağı sıcağına servis ediyorum. Şurdayım, şununla bonfileyi götürüyoruz, 2 can dostum Melek’le İpek’de yanımızda sayın seyirciler, Blush içiyoruz ahahahahahaaa!

Next…Sonraki…

– Bütün check-inlerim yalan…Millet gezmede, ben sümsük gibi evde. Hiç check-in yapmamak da olmuyor. Bakkala çıkıyorum mesela,  bizim burada iki sokak ötede bi Mason Locası var, orayı check-in’liyorum.

Next…Sonraki…

– Check-in yapmak için evden çıkmanıza gerek yok biliyosunuz di mi?

– Boşa gitti paralar desene…

Next…Sonraki…

– Hastalık bu ya, valla. Sigaradan farkı yok, bağımlılık. Hani Angry Birds oynamadan duramazsın ya?  Futbol maçını seyredemezsen sinir krizleri geçirirsin! Çocuklar arabada gider iken PSP’de oyun oynamazsa çatlar ya! Alışveriş yapmadan duramazsın hani! Check-in yapmanın bunlardan hiç bir farkı yok! Büyüklerin en son oyuncağı!

Next…Sonraki…

– Kardeşim Yunan Adalarından bildiriyosun, iyi, hoş ama niye Yunanca check-in? Check-in’iyorum da sormaya cahil diyecekler diye!

Next…Sonraki…

– Ben tamamen database için yani…

– Yani?

– Yani, senin profilin, beğendiklerin check-in ile kolayca anlaşılıyor. Ne yemeyi seversin, hangi AVM’lere gidersin, nerelerde yemek yersin, yaşın, medeni durumun falan birleşince…Grafikler, istatistikler filan…

– Yani?

– Yani, sen ben check-in yapmazsak bilim nasıl ilerleyecek? Uygun koca nasıl bulunicek?

– Son cevaba kadar iyiydin, yemiştim!

Next…Sonraki…

Reklamlar

“36”

Deselerdi ki gün gelecek,

ellerini o kokusunu hiç sevmediğin gül yağıyla nemlendireceksin,

hatta bütün yüzüne süreceksin…

Deselerdi ki gün gelecek, kerevizi de seveceksin,

baklayı, enginarı ve hatta kapuskayı annenin zoruyla değil,

kolları sıvayarak yiyeceksin…

Bi gün gelecek,

kilolarını istediğin zaman veremeyeceksin…

Çocuklarına havuç yedirirken içinde A vitamini olduğunu  mutlaka söyleyeceksin

ve gözlerine faydasını anlatacaksın…

Ve bi gün gelecek, bir kız çocuğu bağıracak arkandan,

ağız dolusuyla,

“BANU TEYZEEEE!!!” diye

ve bu sana hiç garip gelmeyecek:)

İnan,

İ-nan-maz-dım…

Sevdiklerim yanımda, sevmediklerim arkamda,

13 yıldır hala ilk gün ki gibi evli ve mutlu ve aşık!

Ben,

36 yaşında 2 yakışıklının anası,

aklı olgun, ruhu 21’inde kalmış,

Cranberries dinleyip

Zombeee diye bağıran genç bir kızım:))

Hadi canım,

kimse beni yaşlandığıma inandıramaz;)


Smokeyblue’nun İlk Röportajı / Touch İstanbul Aralık 2011 By Seda Karan

 

By Seda Karan

1- Blog yazma fikri nasıl doğdu, ne zamandan beri yazıyorsunuz?

10 yıl önce, ilk oğluma hamile iken başladım yazmaya. Baktım ki hamilelik anne adayının aklını başından alıp götürüyor, el mi yaman bey mi, geçtim bilgisayarın başına ve paylaştım dostlarımla maceralarımı. İki oğlum var şimdi ve yıllar çok çabuk geçiyor. Oğullarımla yaşadıklarımı unutmamak için, onların da büyüdüklerinde okuyup eğlenmeleri için yazıyorum aslında.

2-    Blog’unuza girenler ne tür yazılar okuyabiliyor?

Smokeyblue’yu Ekim ayında açtım. Çocukların bize yaşattıklarının yanı sıra, hoşuma giden ve dostlarımla paylaşmak, onları da faydalandırmak istediğim şeyleri de yazmaya başladım. Sabah taze taze okuduğum bir haberi kendimce yorumluyorum, sinemada zevkle izlediğim bir filmi anlatıyorum, dünyanın en pratik limonata tarifini veriyorum veya inat edip 35 yaşında sürmeyi öğrendiğim ve durmadan satın alıp durduğum ojelerim ile ilgili deneyimlerimi anlatıyorum. Bir nevi digital dergi çıkarıyor gibiyim aslında.

3-    Blog’unuzda yer verdiğiniz yazılarda en çok neye önem veriyorsunuz?

Hissettiğim gibi olmalarına. Herkesin baktığı taraftan bakmadan kaleme alınmış, sıradanlıktan uzak ve okuyanı gülümseten yazılar olmalarına ve elbette samimi olmalarına…Türkiye’nin gündemi sanırım küçük oğlumun çamaşırlarından daha sık değişiyor. Ben yüzümü başka taraflara çeviriyorum. Gelin-kaynana ilişkisini değil de, Anne-Kız ilişkisini yazıyorum. Kaynanaya her türlü laf edilebilir ama anne kız ilişkisi daha kutsaldır, konuşulmaz, yutulur. Ama içimden onu yazmak, onu deşifre etmek geliyor işte benim.


Erkekler Yogaya, Kızlar Win Çün’e! Hadi Bakiim, Döverim.

Bilen bilir, çok meraklıyımdır…Özellikle hayatı kolaylaştıran ve zamandan kazandıran ürünlere: Mesela bir domates soyucum vardır ki, aman Allah’ım, başyapıttır.  Bir spatulam vardır ki bilmediği şarkı yoktur, jingle bells mi alırsınız, happy birthday mi veya düğün müziği. Bir repertuvar var, karaoke bar gibi…Hele yürürken yerdeki tozları silen terliklerime ne demeli, evde sürekli ayağımda onlarla geziyorum.

Bir de hayatı karşı tarafa zorlaştıran sporlara meraklıyımdır.  Kickbox çok severim mesela; ‘Mavi Kapaklı Ölüm Timi’ yazım Kickbox’a karşı duyduğum sevgiyi(!) anlatır. Mor Çatı’da bence bu savunma teknikleri öğretilmeli. Her yazıda da sosyal içerikli mesaj vermesem ölürüm hani!

İşte geçtiğimiz Cumartesi  onlardan biri olan ‘Uzak Doğu Ama Siz  Beni Lütfen Yakından Dövün’ dövüş sanatlarından Wing Chun’ü denemeye kalktım. Ben kalktım, siz oturun oturduğunuz yerde diye yazıyorum şimdi!

Efendim Wing Chun, Wing Tsun diye de bilinir, kanımca Win Çün (Niçün ama niçün gibi) diye okunabilir. Aman okumasanız da olur, şart diil. Ama neden şart diil?

Cumartesi 14.30 Göztepe’de bir spor salonu. Özel ders değil. Grup dersi. Kocası karısını spor salonunun önünde sapasağlam indirip Bağdat Caddesi’ne tozmaya gider. Bileydim hiç inmezdim arabadan.

Neyse, dersin yapıldığı salona girdim.  Anam, ne göreyim? E bunların hepsi ERKEK! İlk şafak orada attı ama “Sen Atatürk’ün kızısın, yürü bakiyim içeri” dedim kendi kendime. Yiğitliğe bok sürdürmeden gidip hocamla tanıştım. Etrafta erkekler çift çift olmuş birbirlerini dövüyorlar. Hocam bana neyse ki bir iki başlangıç hareketi verdi de tek başıma bi kenarda aynaya karşı onu çalışıyorum. Aynaya bakınca ne göreyim? Ayrık otu gibiyim. Parmağımda yüzük, tırnağımda kırmızı oje ve bileğimde bileklikler (bileziğin modern versiyonu). Üstümde Life Is Good yazan kırmızı bi tişört, altımda, ne olacak, tabi ki eşofman altı. Üstümde “Ben Buraya Ait Değilim” yazsa hiç sakil durmaz, o kadar ait değilim.

Erkek cinsini anlatıyorum: Kiminin üstünde beyaz tişört, kiminin üstünde gri ve tişörtlerinin üstünde Wing Chun yazıyor. Meğersem derecelere göre giyiliyormuş tişörtler. Onun dışında kıllı ve terliler. Altlarında, ne olacak, tabi ki eşofman altı.

Derken içeri gençten uzun sakallı, uzun saçlı, beyaz tişörtlü, irice bi oğlan geldi.  Hocam beni onunla çiftleştirdi mi! Bir iki dövüş pozisyonu gösterip gitti mi! Sırayla bi ben çocuğu dövüyorum, bi o beni dövüyo, sonrada birbirimizden birbirimizi dövdüğümüz için özür diliyoruz. Ben sürekli çocuğu tırnaklıyorum, bilekliklerim kopmasın diye çocuğa biraz üstten sıkar mısın kolumu, ooh eline sağlık çok güzel acıtıyor orası da diyorum. Kollar sürekli çapraz, birbirine çarpıyor. Bileklerim sıkılmaktan kıpkırmızı olmuş derken boğazıma bi dirsek iniyor, kafamı aşağı doğru itip yanağımdan tutarak kafamı şak diye sola çeviriyor, kafamı yukarı sertçe kaldırıp, kolumu arkadan kırıp sırtıma yapıştırıyor, resmen o polis ben suçlu karakola gidiyoruz. Hocam arada gelip tebrik ediyor.  Aman çocuğum bayana iyi davran, Wing Chun yapan kızımız çok az, daha çok artsın istiyoruz, eğitmenler olsun istiyoruz diyor. Sonra da bunları diyen kendi değilmiş gibi üstümde başka bi dövüş hareketi gösterip gidiyor. Saate bakıp duruyorum. Kafam bi aşağı bi yukarı ambale olmuş, beynimdeki kablolar birbirine karışmış, yenilgi halindeki Rocky Balboa gibiyim. Hoca bişey söylüyor ama hem hocayı iki görüyorum hem sesi uzaktan geliyo. Aptalım, sağırım, körüm ben o anda, anlamıyorum. Bi de kafa sallıyorum haha anladım diye..Hocamın aklı başında tabi: Pek anlamış gibi durmuyorsun, diyor. Gülüyorum son gücümle, valla anladım, diyorum.

Ben oradan sağ salim çıktım ya bi daha zor sokarlar. Bi yıllık dayağımı da yedim. Herhalde yılda bir kendimi dövdürmeyi seviyorum ben, ne biliyim…Üniversiteli gençler, liseliler gitsin kardeşim, oğullarımı büyüdüklerinde gönderirim bak mesela. Hayır, taze hücreliler, çabuk yenilenirler. Ben şimdi 2 hafta bu ağrılarla yaşayacağım. Bi de hocadan dayak yediğim yetmiyomuş gibi azar işittim: Haftaya bu tırnaklar kesilecek! Dövüş derecen olmasa ben bu lafın için seni kocama bi güzel dövdürtürdüm amma…Onun yerine dedim içimden(!):

Oldu canım! Beni bulursan kesersin!


Çalışan Kesime, Satılık POPO!

Çalışmaktan g.tünüz mü çıktı?

Hadi yaaa, yazık size!

E yerine yenisini takalım, çalışmaya devam edin!

PENTİ,  tatili bol ülkemizde çalışmamak için bahane arayanlara çözümü bulmuş:

İÇİ DOLU TOTOLU DON  SATIYOR!

Valla Şaka Değil!

Çakma toto görüntülü DON!

Bahanelere SON!

Alın, takın ve çalışmaya devam edin!

G.tümüz kalksın, Ülkemiz kalkınsın;)