Reklamlar

Can Sıkıntısından Satılık EV

Eskiden ne güzeldi, monoTON hayatlarımız vardı…Acayip mono ve ton’duk…Kelimesinde bile tek ses var: O…Canımız çok sıkılırdı…Hem de ne güzel sıkılırdı! Valla çok güzel sıkılırdı…Büyüklerden sürekli duyardık, uzata uzata söylenirdi, “Sıkı can iyidiiir”..Bizim ufaklıklara söylesem, bu zamanda canı sıkılan mı kaldı, derler…

Biz de napardık? Mecburen muhabbet ederdik, konuşurduk, bildiğin birbirimizin yüzüne bakar ve konuşurduk, evet Türkçe…Başka yapacak bişey yoktu ki, birbirimize bakıp konuşmaktan başka…Çünkü bakacak bişey yoktu…Çok iyiydi ya…Çok eğlenirdik…

Telefon mülkün temeli ve ortak malıydı…Bi de paraleli vardı, annemiz babamız açacak diye kalbimiz küt küt atardı…Cep telefonu yoktu…Check-in yoktu…Brooke Shields (1980’lerden Amerikalı bi aktris) tam şu anda ne yapıyor acaba diye düşünür, fikirler ortaya atardık…Keşke bilebilsek derdik…Meğer evrene göndermişiz dilekleri, 20 yıl sonra gerçek oldu! Twitter’da Ashton Kutcher, Rihanna, Lady Gaga arkadaşım oldu; ne zaman yattı kimle kalktı, Ebru Şallı kahvaltıda 2 yumurtayı otla nasıl çırptı, şimdi hepsinden haberim var…

Velhasıl, bundan 20 yıl önce, can sıkıntısı yalanı ve yaratıcılığı körükledi…Çok yalan söyledik, çoook…Yaşamak için paraya değil, yalana ihtiyaç vardı…Kısa metrajlı senaryolar yazar, çeker ve oynardık…Annemize arkadaşımızda kalacağımızı söyler, akşam sinemaya gider, annemiz arkadaşımızın evini aradığında kızkardeşi annesiymiş gibi rol yapar ve annemle konuşur da konuşurdu: Çocukları bakkala ekmek almaya göndermiş de…Ama bakkalda ekmek bitmiş de…Bu bakkal da hep az ekmek getiriyormuş da…Mahallede oturan 200 kişiyse, bakkalın getirdiği 100’müş de…İki sokak arkadaki fırına göndermiş, fırıncının telefonu yokmuşmuş ama tanıdıkmışmış…O Giresunlu, fırıncı da Samsunlu’ymuş…Hatta halasının büyük teyzesinin kaynıyla az kalsın akrabamıymış…mış da mış…Annem düşüp bayılmış…Yer mi? Yemiyordu tabi ama o da kendi ‘yemiş’ rolünü oynuyordu…Yapacak bişey yoktu…Eve dönüşümü beklemekten başka…

Eğlencenin yeni adı AlışVerişMerkezi’nin eski adı ‘Pasaj’dı…Öyle Starbucks gibi her köşeyi dönünce karşına çıkmazdı…Oldukça kasvetli ve sıkıcıydı…Öyle içerde saatlerin geçsin, pasajda buluşulsun istemezdin, işini halledip evine geri dönerdin…

Bi tişörtten yüzlerce model yoktu, dolayısıyla gardrobun küçüğü makbuldü…Her kış aynı paltoyu, aynı çizmeyi giyer, her yaz aynı mayoyla yüzerdik…Mayoyu lastiği eriyip oramız buramız görününce yenilerdik…Bi kot almak için okulda yemez içmez, harçlığımızı biriktirirdik…

Yıllarca aynı adreste otururduk…Bakkalın, kapıcının yaşlandığına, siyah bıyıklarının kırlaştığına şahit olurduk..Aidiyet duygusunu fazlasıyla yaşardık…Yazları yazlıkçılar olarak aynı yere gider, aynı çocuklarla eğlenirdik…Bilirdik, seneye yaza yine beraberdik…

Şimdi sürekli yer değiştirip durdukça, ne bakkal bizim, ne mahalle…Yalan söylemeye bile gerek kalmadı çünkü aradığın herşey cepte! Yer değiştirmesen de kiracı gibi oturuyosun evinde; bir tek çivi bile çakmadan, eşyalar koliden çıkmadan, bavulun kapının yanında, gözün satılıklarda…2 odalı evde neredeyse 10 kişi yaşarken mutlu mutlu, 4 kişi, 4 odalı eve sığamaz olduk…Yani eskiden  AZ’la mutlu, TEK’le sonsuzduk…Sıkıntıdan yaratıp, meraktan icat ediyorduk!

Şimdi, evde oğlumu arıyorum, bulamıyorum…Sesleniyorum, cevap alamıyorum…Kimse birbirinin yüzüne bakmıyor artık…Sıkıntıdan Patlıyorum!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: